27 Aralık 2010 Pazartesi

24 mü 25 mi? :/

Yeşilköyde denize girerdim 3 yaşındayken, bi gün çok suda kalmıştım dahasta olmuştum bir de annem araba kullanmayı öğrenicekti mavi bir ford arbamız vardı annem az daha bana ççarıpıyodu yolun ortasında zınk diye durmuştu babamın uyarısıyla ben de öylece kalmıştım o korku anı hafızama yapıştırmış bu anıyı anaokuluna gittim ersin büşra enes filan vardı derya diye inanılmaz tatlı ve saf bir öğretmenizmiz vardı ben hep numara yaprdım karnıam ağrılar giriyo die hr seferidne yer Merve ye hamile annemde kanter içinde okula gelir beni alırdı oyuncaklarla oynardık uyurduk kartorn kesip kafamıza yapıştırıdık servise binerdik bir sürü abiler ablalar vardı noldu onlara be
ilkokula gittik suluk önlük kutu kola tenekiyle maç toz tebeşir tahta yaka mendil beslenme teneffüs aylık dergi derginni arkasında ki hikayeler ebelemeç oynardık kızlı erkekli de o zamanlar hep kızlar kovalardı bizi öyle hatırlıyorum sonra ne ara roller değişti yahu taha vahit pınar havva merve cansu emre filan bir sürü çoluk couk iste mahallede hep top oynardık paso maç yapardık accayip bisiklete binerdim her gün deli gibi sürerdik übeyde ben ismail ilk sigaralarımızı beraber içtik eczaneden gidip ağızlık almıştık da öle içmiştik terkedilmiş evin bahçesinde ordaki ağaca çıkıp erik yerdik can eriği mis gibi übeydelerin bahçeisinde kuyu vardı emme basma pompalı harıl harıl orda su çekerde içerdik kana kana bisikletçi vardı fırat mı neydi unuttum şimdi alt mahalle maçları yasinler yüceller filan pii sonra 4. sınıfta dershaneye gittim dörtler dershanesine küçücük bücür çocuğum annemler beni oraya bırakıp giderlerken dönüp sessizce ya gitmeseniz veya ben gitmesem biz topluca eve dönsek olmaz mı gibi bakardım :/ sert bi sosyal bilgiler hocası vaardı testime etüde gelmeli damgası yapıştırmıştı gıcık esmer şişko işte sevmedim seni oysa ki türkçeci öyle mi uzun düz saçlı canlı bi kadın bi keresinde eğiilp ayakkabılarımın bapını bağlamıştı ne çok hoşuma gitmişti acaba diyorum ilk hoşlandığım kadın o mu derken oha çok büyük ayıp ettim ilk ilk sevdiklerime tabi zehra teyzemler.. bütün çocukluğum onların evinde geçti bücürlük zamanalrım 3 kızı günay şenay ve gülay hep onlarla oynardım dilekte vardı sanırım heheyt be hepsinin çocuğu var şimdi sanırım o ne ya anneleri kızardıda berber masanın altına saklanırdık ben de tırsardım
ilkokul bitti ortaokul geldi dershane yalan oldu sınav sistemi değiştiydi ortaokulda çağatay vardı zuhaller vardı gizem vardı deniz vardı murat vardı ufuk vardı ilk sevgili ayarkları bilmem neler artık işler biraz daha değişömiş saçlar tuvalete girilip ıslatılmaya başlanmış ebelemecelerde kovalayan biz olmuş yazın gelicek piknikleri ve su savaşlarını hsaretle bekelr olmuştuk ergenlik işte o zamanalar kızın ismini unuttum gizem miydi neydi o beni ilk kez öpmüştü yanığpımdan eheh bir akşam okuldan eve giderken bişler olcaktı belliydi ufukla ömerdi snırım bizi izliyolardı hep duuyodum kikir kikir eheh ben de utanıyodum kaçmıştım hatta öle hatırlıyorum pehh anafene giderdik bıyıklı abiler alpaslan hoca vardı çok iyi bi adamdı çok severdi beni, ben de onu severdim mizacımdaki ağırbaşlılığa mutlaka etkisis olmuştur... " devam edicem (Furkan Balun için bitmeden hemen konmuştur)

23 Aralık 2010 Perşembe

kol düğmeleri

Gün ışıldar.. yalnız gece buluşanlar, yaşlı gözlerle ayrılırlar..

19 Aralık 2010 Pazar

Bir minibüs yolculuğu

Evvel ki akşam saat 10 gibi beşiktaştan üsküdara geldim ve eve gitmek için minibüse bindim. Bir yaşlı amcanın yanına oturdum. Sessiz, altında minibüsün lastiği olduğu için bir çıkıntı üzerine ayaklarını koymuş.. Yaşlılık da belini biraz büktüğünden, boyu oldukça kısa gözüküyordu. Hiç öyle tüm eriyen gücünü bastırmak, yıllarca biriktirdiği gururunu, kibirini, ünvanını ön plana çıkarmak gibi derdi yok gözüküyordu, havada soğuk zaten yaslanmış cama öyle oturuyordu. Bir 10 dakika kadar gittikten sonra, beylerbeyine gelmeden, köprü durağında tüm minibüs ağzına kadar doldu. Son minibüs filandı herhalde tüm gece gezmesi yapanları ve mesaiye kalanları topladı minibüs.
Sıkışıklık. Çocukluğumdan beri inanılmaz keyif alırım. Her ne kadar bir nebze sosyal fobim de olsa, öyle bir sürü birbirini tanımayan insanın içinde kendimi güvende hissederim. Eğer aralarında tanıdıklarım olsa bir sürü o kadar rahat edemem. Dışarıda çiseleyen yağmur ile içerideki bir sürü insanın nefesi karışmış, bütün camları buğulu hale getirmişti. Gece ve buğu dışarıyla içerisi arasındaki tüm irtibatı keser. Sanki sadece şoför yolu görüyordur. Diğer herkes o kutuya binmiş, o motor uğultusuna kendini kaptırmış evine gitmeye çalışıyordur. Bense uzundur görmediğim, ve ne kadar yıl ayrı kalsak da konuşmaya kaldığımız yerden devam edebildiğim biriyle konuşmanın verdiği mutluluk, yağmurun, sıkışıklığın, alışmaya başladığım deri ceketimin, ön koltukta oturan ve binerken göz göze geldiğim güzel kızın da gazıyla, yanımda ki amcaya döndüm ve dedim ki:
-"Merhaba (burada biraz durdum, beni duyduğundan ve ilgisini bana verdiğinden emin olmak için), rahatsız etmiyorsam merak ettiğim bir şey var, izin verirseniz sormak istiyorum."
Şaşırmış ama afallamamış bir ifadeyle bana bakıp, küçük harflerle bana peki ile sor arasında bir şeyler söyledi. Tam anlamadım kelimeyi ama onayı verdiği mimiklerinden başının ve vücudunun oynayışından belliydi. Eğer benim gibi ağızdan çıkanlardan çok bedenin, gözlerin ne söylediğine önem veren ve dikkat eden biriyseniz bir süre sonra zaten, kulaklarınızda hiç bir problem olmamasına rağmen, insanların söylediği çoğu şeyi tam anlamazsınız. Ama eğer yakınınızdaysa, inanın gerek de yoktur. Sonra.. Ben de başladım konuşmaya:
-"Gençliğinizi nerede harcadığınızı merak ediyorum. Elleriniz nerede bu kadar buruştu. Hep bu kadar sessiz mi durdunuz hayatınız boyunca. Ne iş yaptığınız? Çocuklarınız var mı? Şimdi ne yapıyorlar? Dine, Allah a inanır mısınız? Eviniz nerede? Kendiniz mi yaptınız? Şimdi eve gittiğinizde ne yapacaksınız veya bugün ne yaptınız? Yarın ne yapacaksınız ve ne yapmak istersiniz?"
Art arda bir kaç soru daha sordum. Etrafımda başlayan ilginin, ses tonumdaki giderek artan güven ve soruların bir yabancıya sorulduğu bilgisi tüm minibüsün ilgisini çekmişti. Kimisi açık açık bize bakarken, kimisi otururuşunu düzeltmiş, daha iyi duyabilmesine olanak sağlayan bir kaç kıç oynatması gerçekleştirmişti oturduğu yerde. Ben çocukluğumda hep, The Truman Show da ki gibi izlendiğimi, bunların yapma bir hayat olmasa da yaptığım her şeyin bir şekilde izlenildiğini düşünürdüm. Çoğu zamanda ona göre davranırdım özellikle evdeyken. Sonraları gençliğimde, bu his, bir şeyler anlattığımda, bir şeyler yazdığımda, bir şeyler yaptığımda, beni bir şekilde izleyen, gören kişiler için daha iyi yapmak hissine dönüştü. Yani orada biri var, sınıfta uzak tarafta, masada sessiz tarafta, yolculukta hiç konuşmadığım grupta, bir yerde biri var ve onun takdir ve onayına muhtacım. Bu zaman zaman beni kendimden başka bir hale soksa da çoğu kez iyiliğime olmuştur diye düşünüyorum. Her neyse.
Amca bu sefer biraz afallamıştı açıkcası. "Bu minibüs şuraya gidiyor değil mi?" gibi bir soru bekliyordu herhalde.. Normalliğin dışındaki her şeyin yaptığı gibi sanırım önce biraz tedirgin etti yabancı hissettirdi sonra da benim isteğime arzuma kavuşup onları üstünden attı. Diğerlerinin üstündeyse eminim ki hala vardı. Biraz bir şeyler anlattı. Açıkçası yine pek dinlemedim. Farkettim ki benim asıl istediğim kendi hikayemi anlatmak. Hıhı, evet evet vari kafa sallamalarım ve samimi dudak-kaş karışımlarımla hikayesini kısa kesmesi gerektiği işaretini verdim ortak insan dilinde. Mesajı aldı, kabalık yaptığımı farketmeden hikayesini kısa kesti. Yeni soru bekler gibiydi. Ben de kısa ve derin bir nefes alıp hikayeme başladım..
-"15 yaşında evimden kaçtım.." diye söze başladım. Bir hikaye yazacaktım az sonra. Hiç bilmesem de anlatmaya inanılmaz hevesli. Kendi dünyamı kuracaktım az sonra tek kahramanı ben. Çok heyecanlı ve kendime güvenim tamdı. Gerçek ve hikayenin karıştığı bir dünya ve oradaki anılardan bahsedecektim çoğu hiç olmamış ama orada hissedilenler hep yaşanmış. Süslü cümlelerle sürekli kendi gerçeklerime göndermeler yapacaktım kimsenin anlamayacağı.. Ve başladım..

(Her gün bilmem kaç saat koltukta oturup kod yazmaktan artık şu genç yaşımda fazla oturamıyorum evimdeki rahatsız sandalyede, sırt ve boyun ağrısı başladı, gidip biraz şu eliptik bisiklet mi ne diyorlar onla acık koşayım. Her gün 10 dakika iyi gelmeye başladı gibi. Hikayeme de gece devam edeceğim. Buraya kadar sabırla okuduysanız eğer.. teşekkür ederim :)

17 Aralık 2010 Cuma

Bilinç Düzeyi mi Karakter Meselesi mi

Bugün işe giderken sıkış sıkış minübüste, her frende tutunmak için kol ve bacaklarımı en uygun duruma getirip, eylemsizliğe galip gelebilen ben bile, yanımda ki şişman ve şapkalı teyzenin umarsız kıç darbeleriyle bulunduğum pozisyonu korumakta oldukça zorluk çektim. Kendisi beni ittire ittire arada ay ayyool yaaa hımmm ghpıııhhh gibi sessler ve mana attığı bakışlarla yerini sağlamlaştırma ve pozisyonuna hüküm sürme sevdasını açıkca belirtiyor, gönlüme korku salıyordu. Herkes gibi oturanlara yüzüm dönük değil, minibüsün gidiş istakametine doğru döndürdüm vücudumu bir süre öyle gittim. Bu seferde yine umarsız, ve de doyumsuz teyzemiz aldıkça aldıldığı hüküm sürme hazzı, otorite zevki ve boş alan doldurma güdüsüyle orda da beni sıkıştırdı. İşte bu haldeyken ben aklıma düştü geçen içinde bulunduğum bir diyalog. ileri ki bir zmanda bir tane daha böyle teyzeye rastlarsam eğer işim yoksa kararlıyım kesin takip edip kısa bir takiple bu insan ne yapar ne eder bakıcam ve hikayesini yazıcam. Şimdilik biraz anı tadında bu yazıdan sonra, hayal gerçek karışık bu diyologla blogun hakkını biraz verelim. Konsempti oturtana kadar, buraya alışana kadar tam istediğim gibi olmayacak yazılar. Ama okunmalık işte.

"hani yaşını filan baya almış biraz kilolu dünyanın aq modunda takılan 2-3 teyze bi araya gelir ve dünyanın en güçlü en acımasız gurubu olur ya heh işte o bilinç düzeyine erişmek lazım abi o fütursuzca söylenen kelimlere, gırpp.. estafu.. gaaaarrkk . estafurul... gibi geğirmelere, bağırarak seslenmelere, çatır çatır eleştirilere, onları anlamak lazım abi o zaman işte dünya bize güzel gelir
- ahah
- doğru diyorsun da o bahsettiğin sadece bir bilinç düzeyi değil
- bir karakter meselesi de aynı zamanda... karıların bu bakışının, davranışının vs.. tam tersi genlerimize işlenmiş aq bizim
-- bilemiyorum abi.. bilemiyorum..
- bi bilsen bunlar başımıza gelmez zaten
- ya da komple bilmesen
- bu da olur
- ignorance is bliss
-- ignorance is bliss
-- dikceitm haha
-- sözlükten baktım böle mi yazılıyo diye
- ahah
- ben de lan
-- :D
- cehalet erdemdir tribi
- john malkovich olmak'ta da geçiyordu
- vs.. vs.. vs..
-- öle abi full salaklık avarelikde baya iyi yaşlanmazsın lan dedem var 70 yaşında 60 senedir iki paket sigara içer daha yeni yeni sorunlar çıkıyo hafifiten tek sebbi hiç bişeyi sikine takmaz en ufak şeyde karısına oğluna hiç bakmadan ana avrat söver geçer
-- ama işte farkında olcam tribindeyiz ya kafaya takıyoruz
-- o sıkıntılı
- he ben de tam tersi işte
- ben zaten 50 lerde sktir olup giderim bu hayattan kesin
- kalp malp tansiyon bi bok çıkar bu kadar stres'e organizma mı dayanır
- fena 'kafa takı'sı var bizde
-- öle kafada kurdukça kuruyoruz actionda yok öle kafada hayaller düşünceler bilmem ne nese siim aq 15 dakka sonra sigraya inelim boğazlarım biraz iyileşti gibi sikmem lazım yine pişman olmalıyım asansörden çıkarken
- :) "

15 Aralık 2010 Çarşamba

Kırmızı Pantolonlu Kız

Onun hikayesi..

"-Bir gün içelim mi senle?
--Çay mı? Bayılırım. İlk gün ki gibi mi?
-Ben şeytanım, dürtülerimi törpüleme!
--Senin şeytanlarını eğer sen istersen kovarım.
-İşte tam bu yüzden sen benim aradığım adamsın.. Ama! Seninle evlenirsem kesinlikle ilk günümü sarhoş geçiricem!
--İsteğiniz benim için bir emirdir!
-efenim! ne buyurdunuz? Emir mi? Ha şaa!.. :) Masum bir dileğim var!..
--Tabi nedir dileğiniz?
-Suratımı boynunla omzun arasına saklayıp uyumak! Biliyorsun ben miyavım!
--Aynı hayali paylaşıyoruz seninle. Senin için bir şey yapmak aynı zamanda kendim için de bir şey yapmak demek. Bu da 2 kat mutluluk demek. Biz birbirimizi tamamlarız. Sürekli yer değiştiririz. Ayın karanlık yüzü bir sen, bir ben oluruz.."


Tutkusuyla, zerafetiyle, naifliğiyle, güzelliğiyle, sağlamlığıyla, korkusuyla, heyecanıyla, telaşıyla, kalp acısıyla, pişmanlığıyla, üzüntüsüyle, hafifliğiyle, sarhoşluğuyla, sevgisiyle.. Böyle başladı tekrar içindeki hikaye.. Ve artık susmak yok dedi..